english deutsch türkce
Avusturya Türk Bilim Ofisi (OTW)
scientia unit

  OTW Hakkında    Haber ve Duyurular    Proje ve Etkinlikler    Yayınlar    Etkinlikler takvimi    baĝlantılar  

Bilim
Kültür
AB
ikili bilimsel ilişkiler

Haber ve Duyurular / ikili bilimsel ilişkiler
22 Aralık 2003 - 18:34
Andreas TIETZE'nin Standard Eseri

Dil Tarihi ve Etimolojiye Dayanan
Türkiye Türkçesi Lugatı

Birinci Cilt

Bu eser altı cilt ve bir indeks cildi olmak üzere
yedi cilt olarak planlanmıştır

"Istanbul - Wien
2001

Avusturya Bilimler Akademisi ve
Simurg Kitapçılık ve Yayıncılık

Bu cildin hazırlanmasında Avusturya Bilimler Akademisi’nin ve Avusturya Bilimsel Çalışmaları Destekleme Fonu’nun maddî yardımlarını minnettarlıkla zikretmeyi bir borç biliriz.

İlk cildin hazırlanmasında şu arkadaşların yardımlarını minnettarlıkla zikretmek isteriz:
Ben TIETZE 1992-2001
Sena DOĞAN 1995-97, 2000-01
Can ETKER 1995-1996
Kerstin TOMENENDAL 1995-2001
Helga ANETSHOFER 1995-2001
Diana KARABINOVA 1995-1999
İnanç ATILGAN 1995-2000
Walter SCHEITHAUER 1995-1996
Hakan T. KARATEKE 1998-2001
Şule PFEIFFER-TAŞ 1999-2000
Walter POSCH 2000
Antonios KOLIADIS 2000

Marcel ERDAL, Ingeborg HAUENSCHILD ve Christos TZITZILIS’e, kendilerine mektupla yönelttiğimiz sorulara sabırla verdikleri yetkin cevaplar için teşekkür ediyoruz.

Ön İzahat
Türk dilleri arasında 14. asırdan beri mühim bir mevkie sahip olan Türkiye Türkçe‘sini bu eserde eski ve yeni standart Türkçe, diyalektler, argolar olarak elimizden geldiği ve kaynaklarımızın müsaade ettiği ölçüde bir bütün sayıyoruz. Bu bütünlükten, daha evvel bir makalede sebeplerini izah ettiğimiz gibi (b. A. Tietze 1995/96), son yarım asırda vuku bulan inkişafları umumiyetle ayrı tutuyoruz.
Lugatimizde Türkçe’nin her kelimesini bulamayacaksınız. Sadece şeklinde veya mâna gelişiminde açıklanacak bir husus veya hususlar bulunan kelimeler alınmıştır.
Bazı nadir kullanılan veya diyalektlere ait kelimelerin edebî dile girmiş olduklarını, yeni yazarların eserlerinden bunlara dair misaller vererek, mümkün olduğunca ispatlamaya çaba gösterdik.
Kelimelerin aynı kökten gelen varyantları aynı madde altında verilmiştir. Bir kelimenin en eski kullanım şeklini ilk önce gösterdiğimiz için, herhangi bir kelimenin bugünkü standart Türkçe’de kullanılan şekli çok defa varyantlar dizisinin en sonunda bulunmaktadır. Fakat kelimeleri bulmada kolaylık sağlamak için her bir varyantta kelimenin açıklandığı maddeye göndermeler bulunmaktadır.
Lemmata şu şekilde düzenlenmiştir: İlk önce rastlanılabilen en eski kayıttan bugünkü şekline kadar kelimenin varyantları, mânası veya mânaları verilmiştir. Bu arada belirtmek lâzımdır ki, kelimelerin bütün varyantları her zaman alt alta sıralanmamış, onun yerine zaman zaman Derleme Sözlüğü’ne gönderme yapılmakla yetinilmiştir. Daha sonra eğer varsa Türkiye Türkçesi’nden önceki şekil ve mânası (ET.) veya kelime yabancı bir dilden alınmışsa kaynak dildeki şekil ve mânası kaydedilmiştir. Kelimelerin etimolojilerinde Eski Türkçe’nin ötesine gitmiyoruz. Zaman zaman kelimelerin diğer Türk dillerindeki varyantlarına değinilmişse de, Türkçe’den hangi dillere (ms. Balkan dillerine vs.) alıntılandığı konusu incelenmemiştir. Bütün bunları eski ve yeni kaynaklardan alınmış misaller ve ardından icabederse kelimenin idiomatik terkipler ve ekler ile kullanımları takip etmektedir. Eskiden beri kullanılagelen kelimeler için örnekler, —kaynakların elverdiği nispette— en eski Osmanlıca’dan günümüz Türkçe’sine kadar geniş bir zaman dilimine ait edebî eserlerden seçilmeye çalışılmıştır.
Lugatımızın bir başka hususiyeti ”toplu bakış maddeleri” dediğimiz ve izaha muhtaç kelimelerin arkasına taktığımız maddelerdir. Bu maddelerin başlarında ⊡ işareti bulunuyor. Bu paragraflardaki genel izahatlar başka kelimeler için de geçerli olabildiği için, bunlardan öteki kelimelere atıflar vardır. Sadece bazı paragraflarda açıklaması yapılan fenomene örnek olarak lugatta çok fazla sayıda kelime var ise, bunların hepsinin alt alta sayılmasından kaçınılmıştır. Aynı şekilde çoğunlukla açıklama isteyen kelimelerden de ilgili oldukları paragraflara birer gönderme bulunmaktadır. Ayrıca cildin sonunda bütün toplu bakış maddelerinin bir alfabetik ve bir de konulara göre olmak üzere iki listesi bulunuyor. Bu söylediğimiz noktalardan başka lugatımızda her şey benzer dil tarihi ve etimoloji lugatlerinde alışılmış olduğu şekildedir.
Her etimolojik lugatte olduğu gibi birçok kelimenin kökü (bazen de ifade ettiği mâna) tespit edilemediği için kitaptaki çift soru işaretlerinin sayısı bir hayli dolgundur. Önce bu gibi şüpheli kelimeleri lugate hiç koymamayı düşündük, fakat sonra cevabını bilmediğimiz sorular sormanın da faydası olabileceği düşüncesiyle bundan vazgeçtik. Bu soru işaretleri, kitabımızı tenkid etmek niyetiyle okuyanlara üstün bilgilerini göstermek için fırsat versin dedik.

Hurufat
Kitabımıza esas olan bugünkü standart Türkiye Türkçesi (BSTT.) olduğu için, transkripsiyonda kullanılan harfler de mümkün olduğunca BSTT.’de geçerli hurufattan seçilmiştir. Mesela “cīm“ harfi için Arap dili çalışmalarında yaygın olduğu şekliyle “ǧ“ değil “c“ harfi kullanılmıştır. Lâtin alfabesini kullanmayan dillerdeki kelimeler (mesela Slâv dillerinden alınan kelimeler) transliterasyonla Türk harflerine aktarılmış ve icabederse telaffuzları fonetik işaretlerle gösterilmiştir.
Yunanca kelimeler orjinal imlaları ile tespit edilmiş ve ardından telaffuzları Türk harfleriyle gösterilmiştir. Maalesef bilgisayarımız Yunan harflerinde aksanları gösteremediği için bunlar telaffuza ilave edilmiştir. Klasik Yunanca ve Yeni Yunanca kelimelerde bu dillere ait bilim dallarında yaygın olarak kullanılan telaffuz şekilleri kaydedilmiş, nadiren her iki telaffuz şekli de verilmiştir.
Arap hurufatlı dillere, yani Arapça, Farsça, Kürtçe ve Osmanlıcaya, ait kelimelerde Türkiye’de yaygın olan transkripsiyon sistemi uygulanmıştır. Mesela Anglo-Sakson sisteminde ligaturla /sh/ ve Deutsche Morgenländische Gesellschaft’ın sisteminde köşeli ters şapka (haček) ile /š/ transkribe edilen harfi biz /ş/ ile gösterdik. Diğer harfler için aşağıdaki listeye bakınız.
Ermenice, bu eserde Batı Ermenicesi yani Ermenice‘nin Anadolu şivesi anlamında kullanılmaktadır. Ermenice’den Türkiye Türkçesi’ne geçen kelimeler genellikle Batı Ermencide’den kaynaklandığı için Türkçe’de bu şivenin telaffuzunu muhafaza etmişlerdir. Burada Ermenice kelimeler transliterasyonla aktarılırken kısmen Erm.’nin milletlerarası transkripsyon sistemine uymayan kullanımlar yaptık (ms. /j/ harfi yerine /dz/ kullanılması vs.). Batı ve Doğu Ermeniceleri Eski Ermenice’den (Klasik Ermenice) gramer bakımından farklıdırlar. Bununla beraber Batı Ermenicesi diğer şivelerden telaffuzda ayırılır; ms. tenues yerine media okunur (/b/ yerine /p/, /c/ yerine /ç/ vs.), aspirata aynen okunur. Bu kitapta aspirata bir apostrof ile gösterilmiştir (ms. /p‘/, /k‘/, /ç‘/, /t‘/, /ts‘/). Ermenice tenues ve aspirata Türkiye Türkçesi‘ne tenues olarak yansır, yâni /p/ ve /p‘/: /p/; /ç/, /ç‘/, /ts/ ve /ts‘/: /ç/; /k/ ve /k‘/: /k/; /t/ ve /t‘/: /t/). Bunun en önemli istisnası, Erm. /g/ harfinin Tk.’de /k/ olarak telaffuz edilmesidir (ms. ahçik < Erm. aġçig; avanak < havanag; beduk < bdug vs. ). Bu telaffuz Eski Ermenice‘ye benzediği halde kelimenin doğrudan Eski Ermenice’den geçtiği düşünülmemelidir, bu kelimelerin Türkçe’de ünsüz sertleşmesine uğradıkları kanaatindeyiz." (Eserin 6. ve 7. sayfalari)

Örnekler:

abáşo (gemicilik terimi) 'alt-??’ (birçok birleşik terimlerde), < Yun. αβασο (abáso) < İt. abasso (Kahane–Tietze 1958 no. 1).

⊡ Akdeniz sahillerinde gidip gelen her milletten gemici ve tüccar arasında kullanılan beynelmilel dil (bir nevi esperanto) olan Lingua Franca, 16.–18. asırlarda Osmanlıca’ya ve bilvasıta bugünkü Türkçe’ye dahi zengin bir meslekî terminoloji kazandırmıştır (b. Kahane – Tietze 1958). Yunanca, İtalyanca, İspanyolca ile onların diyalektlerine dayanan bu dilin hususiyetlerinden biri penultima (sondan bir evvelki hece) üzerindeki vurgudur (krş. Lingua Francaʼdan alınma ve /ya/ ile biten coğrafya isimleri, b. Abya ⊡).

bira b.m. (maruf içki) < İt. birra < Alm. Bier a.m. G. Meyer 1893 s. 56. Alm. kelime ekseriya Lât. bibere 'içmek’ fiilinden çıkmış farzedilir (b. F. Kluge 1975 s. 75); bir nazariyeye göre ET. boza'dan kaynaklanmıştır (M. Räsänen 1969 s. 82; G. Doerfer 1965 II, no. 788’e göre yanlış). Bira içme âdetinin Doğu Akdenize yerleşmesi Bavyeralı Wittelsbacher ailesinden olan Otto'nun Yunanistan kralı olması ile alâkalıdır (1832). İstanbul Ansiklopedisi (1961 V, 2805)’e göre Türkiye'de ilk defa 1847 senesinde biradan arpa suyu adı altında bahsedilmiş (kaynak zikredilmiyor). İstanbul'da bir birahaneden ilk defa Vartan Paşa’nın 1851'de basılan bir romanında söz geçer (b. birahane). "Masadaki bukaldan bira (arpa suyu) doldurup içiyor idi." (E. Misailidis 1986 [1872] s. 772).

buzuki 'Yunanistan’da popüler olan bir telli çalgı’ < Yun. μπουζουκι (buzúki) a.m. < Tk. bozuk, krş. bozuk III. N.P. Andriotis 1983 s. 222'de gösterilen etimoloji yanlıştır. "Buzuki hâlâ inlemektedir." (A. Ağaoğlu 1993 s. 28).

O. çepakin 'çapkınlar’ < Türkçe çapkın kelimesinin Ar. grameri usulüne göre çoğulu (hem şaka olarak, hem de herkes anlıyamasın diye yapılan teşekkül). "Bir tarafta çalgı çağana, bir tarafta çepakinle şırfıntıların soğuk soğuk yılışıklıkları." (S.M. Alus 1934 s. 355).

⊡ Eski zamanlarda, ümmisi ekseriyette olan bir memlekette, okur yazarlar, adeta ayrı bir sınıf teşkil ederlerdi. Okullarında bir mikdar Arapça ve Farsça görmüş olanlar, aralarında başkalarının anlamadığı bir dille anlaşabiliyorlardı. Bu vaziyetten istifade edenler, Türkçe'yi kamufle etmek maksadiyle herkesin anlamadığı kelimeler icadederek eğlenirlerdi. A–E cildi, bize bunların bir kaçını gösteriyor; çepakin, dercep, dertop, dibuhu, elcep, epşet.

 
Avusturya ile Türkiye arasındaki bilimsel, kültürel ve eğitimdeki işbirliğini, sadece ikili ilişkilerde değil, aynı zamanda Avrupa Birliği kapsamında da geliştirmek, OTW'nin öncelikli hedeflerinden biridir. Bilgi paylaşıldıkça büyür.