english deutsch türkce
Avusturya Türk Bilim Ofisi (OTW)
scientia unit

  OTW Hakkında    Haber ve Duyurular    Proje ve Etkinlikler    Yayınlar    Etkinlikler takvimi    baĝlantılar  

monografiler
bilimsel toplantı sonuç kitapları
makaleler
tahliller
hazırlıkta olan çalışmalar
tavsiye edilen kaynaklar

Yayınlar / tahliller
26 Eylül 2004 - 14:53
Ermeniler: Sürgün ve Göç. Ankara 2004.

Özdemir, Hikmet et. al.(1): Ermeniler: Sürgün ve Göç. Ankara 2004.

Tahlil ve Tanıtım

Viyana ekolünün tanınmış şarkiyatçılardan Herbert W. Duda, „Wiener Literarisches Echo“ dergisinin özel sayısında(2) bilimsel kitap tahlilinin yöntemleri üzerine olan değerlendirmesinde şöyle yazar: „İncelenen bilimsel malzemenin çokluğu nedeniyle bilim adamları arasında önüne geçilemeyen ve durmadan yayılan belli bir konuda uzmanlaşma zorunluluğu, bilim adamlarının uzmanlıklarının en uzak ve komşu alanlarındaki gelişmeleri takip etmelerini yorucu kılar. Bu sebepten kitap tahlillerine sorumluluk taşıyan bir görev düşer. Kitap tahlili, sadece çalışmaya dair bilimsel değerlendirme değil, daha çok tanıtım ve tavsiye demektir ki, bu ufak ayrıntılar bağlamındaki uzmanlaşma çağında uzman kişinin tekrar tekrar sentez yapabilmesi için büyük bir kolaylık, çalışmalarını destekleyici bir unsurdur. (...) İşte bütün bu değerlendirmelerin sonucu olarak belirlenen yüksek derecedeki sorumluluk bilinci, şüphesiz her ciddi kitap tahlilinin temel dayanağı olmalıdır.“(3) Bu cümlelerinin ardından Duda, bilimsel yayın tahlili yapan kişiden beklenen özellikleri dört madde halinde tanıtır: 1. Bilimsel yeterlilik, 2. Eleştirel tarafsızlık, 3. Yayın sahibinin mesajı ve hedefini tam olarak belirleyebilmek, 4. Tahlili yapılan çalışmanın bilimsel ciddiyeti belirlenmesi durumunda metinde yazara ve bilimsel üretimine karşı saygılı olmak.

Bundan elli sene önce bilimin sınırlarının hızlı genişlediği yazılmışsa, bugünkü bilişim teknolojisindeki çığır açan sürat gözönünde tutulduğunda özellikle sosyal bilimcilerin ne denli büyük bir araştırma malzemesiyle karşı karşıya kaldıkları açıkca belli olur. Bu da, Duda’nın yarım asır önceki tanısını ispatlamakla kalmaz, yeni koşullar çerçevesindeki kitap tahlillerinin daha da gerekli olduğunu gösteririr. Aşağıdaki tahlil bu prensip üzerine oturtulacaktır. Duda’nın „kitap tahlili, sadece çalışmaya dair bilimsel değerlendirme değil, daha çok tanıtım ve tavsiye demektir“ söyleminden yola çıkarak kitap, tahlilinden daha çok tanıtılacaktır.

„Taraflılık, tarih biliminin temel meselelerinden biridir. İnsanı rahatsız eder. Çünkü bu, sık sık vurguladığımız gibi güvenilir bir bilginin varlığından yola çıkarak „tarafsızlığın“ mümkün olabileceği şartını belirler. Sorulması gereken şudur: Hangi şartlarda tarafsız tarih bilgisi mümkündür? Hangi yollardan bu bilgi „topluma“ ulaşır? Bir de karşı açıdan sorulmalıdır: Hangi şartlarda tarih bilgisi toplum içerisinde tartışılır ve ne derecede menfaat çatışmalarından etkilenir? Tarih araştırması ve bilimi, aslında neye hizmet eder? Bilimin temellerinin sorgulandığı yerde kararlı karşıt görüşler sahneye çıkar. Bazıları için taraflılık belirgin bir yaklaşım açısı olarak kabul görürken, bazıları için en azından ortadan kaldırılması gereken bir rahatsızlık faktörü anlamına gelir.“(4) Van Belediye Başkanlığında Ermeni Bedros Kapamacıyan’ın bulunduğu bir dönemde, yani Nisan 1915’te somut olarak Ruslarla işbirliği yaparak „topyekün bir Ermeni isyanın“ (s. 56) başlatılması üzerine Osmanlı Hükümeti’nin Doğu Anadolu Ermenileri’ni ülkenin başka yerlerine tehciri(5) kararı, bilimsel değerlendirmesi bağlamında şimdiye dek siyasi ve şahsi yaklaşımların gölgesinde kalmıştır. Bu hassas ve o kadar da duygusal mesele, bazı sözde bilim adamlarınca popüler hale getirilmiştir. Buna paralel olarak meselenin popülerliği, bilim adamlarını belli bir yaklaşım açısını benimseyerek bundan kazanç çıkarmaya meyillendirmiştir. Teknolojik ilerlemeler sonucunda şiddeti ve insan kaybı bağlamında o zamana dek benzeri görülmemiş Birinci Dünya Savaşı siyaseti(6) çerçevesinde verilen ve uygulanan bir siyasi kararın beraberinde getirdiği sonuçların, en sade tanımıyla Türk ve Ermeni yaklaşımı olarak iki değerlendirmesi vardır. Aradaki fark, bunların birbirine tamamen tezat teşkil etmeleridir. Bugünkü Ermeni kimliğinin en önemli temel sütunlarından biri olarak vazgeçilemeyecek bir hedefi vardır. Bu, tarihi olayların intikamını almak ve bunun hesabını sorarak Türkiye’ye soykırım yapmış olma sorumluluğunu yüklemektir. Türkiye ise, bunun doğru olmadığını ispat etmek ve bir soykırım sorumluluğunu üstlenmemek için elinden geleni yapmak durumunda kalmıştır. Olayın daha çok bugünkü uluslar arası ilişkiler için değerlendirilen ve bir baskı unsuru olarak kullanılan siyasi yanı budur. Ama işin bir de tarih bilimi yönü bulunmaktadır:

Bu cihetten yola çıkıldığında aslında 1915 itibariyle 90 değil, 1878 Berlin Antlaşması başlangıç kabul edilirse, 127 yıllık meseleyi bilimsel yönden değerlendirmenin ne denli zor olduğu görülür. Elde tarih malzemesi vardır. Gün ışığına çıkarılmayı bekleyen daha birçokları da arşivlerde beklemektedir. Bu malzemenin çok büyük bir kısmı ise olayların olduğu zamandaki farklı gözlemcilerin yorumları tabanına oturmuş bilgileri içerir. Bu da, okuyucuyu son durak olarak değer yargıları temelindeki anlamaya yönlendirir. Dünyanın meseleyle ilgili belgeleri saklayan birçok arşiv ve kurumlarını ziyaret edip bilinmeyen birçok yeni bilgileri gün ışığına çıkaran bu çalışmanın, bütün bu zor atmosfere rağmen kendisini benzerlerinden ayıran bir özelliği vardır: bütün çalışma, karmakarışık bilgi veren kaynakların tümünü kıyaslayarak sorgulama prensibi çerçevesinde, sayıların tartışılması mümkün olmayan somutluluğu üzerine kurulmuştur.(7)

Tahlilin hemen başında kitabın temel mesajını kendisinin vermesini uygun buluyorum: „Şurası unutulmamalıdır ki 1915'te Osmanlı Devleti, bilhassa Doğu ve İç Anadolu'da yaşayan Ermenileri, bazı istisnalar hariç, yine kendi topraklarından olan Suriye ve Kuzey Irak bölgesine sürmüştür. Bu sürgünde hastalıktan ve göçün elverişsiz şartlarından bir miktar Ermeni kaybı olmuştur. Ancak bu kayıp, hiçbir zaman 1.5 milyon Ermeni’nin ölümüyle neticelenmediği gibi yüzbinlere de varmamıştır. Zira belgeler göstermektedir ki Anadolu'nun tümünde ancak bu kadar Ermeni yaşamaktadır. Sürgün edilenlerin sayısı ise yaklaşık 500 bindir. Ayrıca bu sürgün edilenlerin büyük çoğunluğu 1918'den itibaren eski yerlerine geri dönmüştür. Bu arada önemli sayıda bir Ermeni nüfusu da Osmanlı toprakları dışına, yani başka ülkelere göç etmiştir. Bunlardan başka gerek Rusya Ermenilerinden, gerekse Osmanlı Ermenilerinden yine önemli bir miktarı askerî üniforma altında ölmüştür; diğer uluslarda olduğu gibi bir kısmı da grip, kolera ve tifüs gibi hastalıklardan kaybedilmiştir. Bütün bunlar toplandığında Ermenilerin, plânlı olarak imha edilmek gibi bir harekete uğramadığı ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, bugün bir Ermeni soykırımından bahsedenlerin, tıpkı Birinci Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi, tamamen politik nedenlerle bu iddialarda bulundukları anlaşılmaktadır.“ (s. 177)

Tahlili yapılan kitap, konunun uzmanı olan bilim adamlarınca dahi bir çırpıda okunacak bir kitap değildir. Geçmişte Türk tarih yazımının Ermeni meselesi bölümünde nüfus konusu değerlendirilmişse de, bu kitapla ilk defa tümüyle karşılaştırmalı bir yaklaşım sergilenmiş, konunun üzerine spesifik nüfus bağlantılı gidilmiş, ilk defa ayrıntılı bir şekilde toplu bir tablo çizilmiştir. Nüfus hareketinden yola çıkan bu kitapta haritanın olmaması, bir eksikliktir.

Kitap, bir bakıma tarih belgelerinde ölü arıyor. Ölümle ilgili her veriyi değerlendirmeye çalışıyor. Bu, aslında rahatsız edici bir durum olmasına rağmen, bilimin soğukluğu ile birlikte düşünüldüğünde okuyucuyu sakinleştiriyor. Kitap, bazı yerlerde o kadar bilimselleşip, sadece konunun uzmanlarının anlayacağı bir uslup alıyor ki, konuya tam hakim olamayan geniş kitle okuyucusuna zor yerler oluşuyor. Yazarların beş bilim adamından oluşması, metin uslubunda farklılıklar olmasına neden olmuş, bu da kitabın akıcılığını menfi olarak etkilemiştir. Beş bilim adamının kitabın farklı yerlerinde farklı konuları değerlendirmeleri, kendi özel yaklaşımlarındaki hususlardan dolayı, metod ve kaynaklara verilen değerlerde de kaymalara sebep olmuştur.(8) Bu durum, kitabın bilimsel ciddiyeti ile alakadar olmayıp, bilimsel getirisine menfi etkide bulunmamaktadır.

Kitabın kaynak zenginliği ve zaman faktörü, bu çalışmaya beş tarihçinin niçin ortaklaşa giriştiklerine ışık tutuyor. Bu kitap için Türkiye, ABD, İngiltere, Rusya, Fransa, İran, Avusturya ve Almanya’da muhtelif arşivler taranmış, Cenevre’de Milletler Cemiyeti belgeleri incelenmiş. Bu ortaklaşa çalışma, Birinci Dünya Savaşı öncesi, özellikle sırası ve sonrasındaki olayların yeniden inşası mahiyetindedir. Savaş sonrasındaki bölüm ise, nüfus hareketi bağlamında iki aşamalı olarak, Ermenilerin Milli Mücadele yılları ve sonrasında Türkiye’den ayrılmaları kapsamlı şekilde ele alınıyor.

Nüfus değerlendirmesi tabanına oturtulmuş çalışma, nüfus hesaplamalarındaki olağan dışı faktörleri de dikkate alıp (s. 39), bu hesaplamalardaki yöntem sorununa değiniyor. Burada dikkate alınması gereken faktörleri olağan (doğum, ölüm, içe ve dışa göç) ve olağan dışı faktörler (savaş ortamı, hastalıklar(9), mülteciler vs.) olmak üzere ikiye ayırıyor.

Çalışma, Dünya Savaşı başındaki Ermeni nüfusunu 1,5 milyon kabul ediyor (s. 52). Başında Ermeni Mıgırdiç Sinabyan Efendi bulunduğu Osmanlı Sicill-i Nüfus Ahali-i İdare-i Umûmiyesi'nin 1895’te yaptığı istatistiğe eksik vilayetler de eklenerek şöyle bir sonuca varılıyor: „Bu vilayetlerin (İstanbul, Edirne, Bursa, Aydın, İzmit, Biga, Kastamonu, Trabzon, Ankara ve Konya) 1914 tarihli nüfuslarının da bu tablodaki (Erzurum, Bitlis, Van, Diyarbekir, Ma’muretül-aziz, Sivas, Halep ve Adana’daki Ermeni nüfusuna dair) rakamlara eklenmesi ile, Ermenilerin toplam nüfusunun 1.500.000 civarında olduğu söylenebilir. David Magie’nin araştırmasında(10) da nüfusun 1.479.000 ve McCarthy’nin araştırmasında 1.698.300 olması da bu sayının kabul edilebilirliğini göstermektedir“ (s. 47). Kitap, bazen biraz alaycı bir uslupla örneğin İngilizlerin yaptıkları nüfus sayımı hatalarına da değiniyor: „Londra’daki İngiliz Arşivinde bulunan bu belgede, 1919 yılı itibariyle Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin toplam sayısı 1.602.000 olarak hesaplanmıştır. Rakamın bu kadar yüksek gösterilmesindeki neden, her zaman olduğu gibi, savaş sonrasının işgal koşullarında Ermeni ve öteki hristiyan unsurların, nüfus olarak müslümanların çoğunlukta bulundukları bölgelerde hak iddia edebilmek için “abarttıkları” rakamların, İngiliz yetkililerce kabul edilmiş olmasıdır. Nitekim İngilizlerin 1913 Yıllığı’ndaki 1.056.900 rakamına göre 1919’da, Osmanlı topraklarında yaşadığı belirtilen Ermeni nüfusu için verilen 1.602.000 rakamı, büyük bir dengesizlik örneği göstermektedir (Dipnot 68: „Eğer 1.602.000 rakamı kabul edilecek olursa, Ermenilerin dış ülkelere göç etmedikleri veya hiçbir kayıpları olmadığı gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır ki, bu durumda daha önce Ermenilerin ve Batılı devletlerin ileri sürdükleri bütün iddialar tümüyle geçersiz hale gelecektir.“). Bu da, 1919'daki tespitin, Ermeni Patrikhanesi'nin ve Londra'da Dışişlerinde hayli etkili olan Ermeni yanlısı lobinin çabalarıyla abartıldığı şeklinde açıklanabilir“ (s. 29).(11)

Çalışma, Osmanlı nüfus verilerinin eksikliğine de değinmek suretiyle öz eleştiri de bulunurken, Osmanlı verilerinin herşeye rağmen en güvenilir olduğunu vurguluyor(12): „özellikle bazı otoritelerce daha güvenli nüfus verileri olarak kabul gören konsolosların ve Ermeni Patrikhanesi’nin rakamları, aslında Osmanlı nüfus sayım sonuçlarının ve salname verilerinin metotsuz bir şekilde yükseltilmesinden ibarettir“ (s. 10). Osmanlı nüfusu kaynakları üçe ayrılıyor: Osmanlı nüfus sayımları, salnameler(13) ve nüfus istatistik defterleri. Aslında buna Maliye Nezareti yıllıkları da eklenebilir (s. 15). Osmanlı’daki nüfus sayımlarının yanısıra diğer bazı kaynaklar da mühim bilgiler içermekte. Çalışma, sadece „yerli“ kaynak malzemeden yola çıkmayarak batılı diplomatların kullandıkları kaynaklara dair şöyle bir sonuca varıyor: „Sonuçta görülmektedir ki, Batılı bilim adamlarının raporları, gözlem ve salnamelerin verdiği bilgileri teyid etmektedir. Daha da önemlisi Patrikhanenin verdiği rakamları güvenilir bulmayan Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın uzmanları, araştırmalarında daha çok Osmanlı salname ve nüfus istatistiklerini temel kaynak olarak almışlardır.“ (s. 21) Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere kitap, Ermeni Patrikhanesi nüfus verilerini de değerlendirmekte olup oradaki eksikliklerden yola çıkarak, bunları Osmanlı verilerinin çarpıtılmış bir şekli olduğunu belirtiyor: „Patrikhanenin tablolarında yaş ve cinsiyet ayrımına yer verilmemesi, bu verilerin Osmanlı sayım sonuçlarının çarptırılmış bir şekli olduğu tezini kuvvetlendirmektedir“ (s. 22).

Kitap, tehcire götüren gelişmelere uzun bir bölüm ayırmakla birlikte (s. 53-89), Ermeni meselesine asıl katkısı, karşılaştırmalı nüfus bağlantılı bilgilerdir. Buna karşılık yabancı arşiv belgelerindeki iddialara teker teker cevap vermek zorunda kalınması, kullanılan dili savunmacı bir usluba yöneltmiş görünüyor. Tehcir sebepleri, kararı ve uygulamasına dair bilgiler çerçevesinde dikkati çeken diğer bir nokta, Çanakkale savaşları ile aynı anda Rus işbirliğiyle patlak veren Ermeni ayaklanması arasında kurulan ilişkidir (s. 60).(14) Bu bağlamda Başkumandan Vekili ve Harp Nazırı Enver Paşa, Rusya’ya misilleme olarak 9 Mayıs 1915’te Ermenileri Rusya’ya dahi sürmeyi tavsiye etmişti (s. 63).

Bu gelişmeler ışığında tehcir kararı alınmıştır. Tahlili yapılan bilimsel çalışmada kullanılan Osmanlı kaynakları, tehcir edilen Ermeni sayısını 450.000 olarak veriyor: „Yukarıdaki bilgiler, Osmanlı kaynaklarında tehcir edildiği belirtilen 450.000 rakamı ile uygunluk göstermektedir. Şayet 1917 yılında 485.000 kişiye yardım yapılmışsa, o takdirde bir milyon kişinin tehcir edildiğine dair iddiaların, heyecan içinde kulaktan kulağa aktarılan söylentilerin bir sonucu olduğunu ortaya koymaktadır.“ (s. 75).

Kitap, 95. sayfasında tehcirdeki hatalara ve bununla ilgili cezalandırmalara da yer veriyor: „Ermenilerin tehciri sırasında kimi zaman aşiretlerin ve Kürt gruplarının intikam veya soygun amacıyla kafilelere saldırdıkları, Ermenilere kayıplar verdirdikleri bilinmektedir. Mahallî idarecilerin veya jandarmanın da zaman zaman göçmen gruplara intikam almak veya para sızdırmak maksadıyla zorluklar çıkardıkları olmuştur. Bu gibi duyumlar İstanbul’a ulaştığında derhal suçluların bulunup cezalandırılması ve bu türden uygunsuz hareketlere meydan verilmemesi yolunda vilâyetlere kesin emirler gönderilmiştir.“

Kitap, sadece I. Dünya Savaşı olaylarına dair değil aynı zamanda daha önceki zamana dair iddialara da cevap veriyor. 1878’den itibaren Ermenilere karşı yapıldığı öne sürülen küçük, büyük katliamların doğru olup olmadıklarına ilişkin nisbi değerlendirme yapılabilmesi için tekrar nüfus artışı bağlamındaki bilgilere başvurup yeni bir bilimsel tartışmaya fırsat tanıyor: „1893 ile 1914 Osmanlı nüfus istatistikleri karşılaştırıldığında dikkati çeken önemli bir husus, Ermeni nüfusun yüksek oranda artmış olmasıdır. 1893 sayımında, 1.001.465 olan Ermeni nüfusu, 1910/11 sayımında 1.120.768, 1914'te ise 1.294.831 olmuştur. Başka bir ifadeyle Ermenilerin nüfusu 1893'ten 1914'e kadar % 30 (293.366 kişi) artmıştır. Bu artış, 1878'den itibaren Ermenilerin devlete ve yüzlerce yıldır birlikte yaşadıkları topluluklara karşı giriştikleri irili-ufaklı çatışma ve ayaklanmalarda, Ermenilerin katledildikleri şeklindeki iddiaların tartışılmasını gündeme getirmektedir“ (s. 11).

Kitapta seçilmiş kaynaklardaki bilgilere de yer verilmiş. Bu kaynaklar, Osmanlı ülkesini gezen seyyah ve bilim adamlarıdır. Örneğin nüfus konusunda da bilgiler veren Fransız seyyah Vital Cuinet, kaynak vermese de kitabı hazırlayan ekip, eldeki veriler sonucunda Fransız seyyahın Osmanlı istatistiki bilgilerini kullandığını saptamıştır (s. 35). Ayrıca kamuoyunu en çok ve doğrudan etkileyen Avrupa gazetelerinde çıkan haberlere de yer verilmiştir (s. 37).

Hizmet ettikleri ülkeleri adına hazırladıkları raporlarla Ermeni meselesine kaynaklık eden Amerika Büyükelçisi Morgenthau(15), İngiliz Bryce ve Tonybee ile Alman Lepsius dörtlüsü ayrıntılı bir şekilde inceleniyor (s. 69-108). „Tamamen savaş propagandası çerçevesinde raporlarını ve kitaplarını yazmış kişiler“ (s. 106) olarak tanımlanan bu dörtlünün verdikleri bilgiler sorgulanıyor, içerikleri tartışılıyor. Çalışmada diplomat raporlarındaki uyuşmazlıklar da tespit ediliyor. Bu önemli bir vakadır.(16) Bu uyuşmazlık ya da verilen bilgilerdeki anormallikler örnekleniyor: daha Temmuz 1915’te ABD Harput Konsolosu, öldürülen Ermenilerin sayısını 1 milyona yakın vermişti (s. 70)! Diplomatik raporlara dair genel tablo sonuç olarak şöyle çiziliyor: „tehcir ile ilgili olarak konsolosların gönderdikleri raporlarda, sürgün işleminin uygulanmasını, tehcir edilenlerin toplam sayısını bulmak mümkün olamamakta, naklin çeşitli boyutları hakkında genel bir kanaat edinilmesine imkân vermemektedir. Bazı konular hariç konsolos raporları duyumlara dayanmakta ve siyasî amaçlı mülâhazaların etkisini açıkca yansıtmaktadır. Buna karşılık Osmanlı arşivlerinde çeşitli vilâyet, şehir ve kasabalardan nakledilenlerle ilgili valilik raporlarında net rakamlara yer verilmiştir“ (s. 86)

Kitap, bir taraftan bilimsel verileri sunarken diğer taraftan da satır aralarında Çarlık Rusyası’nın aynı dönemde kendi azınlıklarına yaptıklarını da örnek vererek kıyaslamalı mesajlar vermekte, bir bakıma bütün metin boyunca hissedilen savunmacı sunum uslubunu temsil etmekte: „Bu tür ihtilâflı konularda araştırmanın nesnelliği açısından çifte standartçılık ciddi bir zihniyet rahatsızlığıdır. Fransız siyasal bilimler profesörü Maurice Duverger bu rahatsızlığı, ilginç bir benzetmeyle açıklamıştır. Ünlü siyasal bilimler uzmanına göre batı sistemindeki ikili yaklaşım, Roma paralarını süsleyen çift yüzlü tanrı Janus'un resmi gibi, birbirine zıt, ama yine de birbirini tamamlayan iki ayrı yüze sahip olmaya benzemektedir.“ (s. 40). Çalışma, Birinci Dünya Savaşı’ndaki toplu kayıplara 2,5 milyon insan kaybıyla Fransa’yı ve askerlerinin %20’si geri dönmeyen Osmanlı Devleti’ni örnek vererek savaş esnasındaki insan kaybı mefhumunu somutlaştırıyor, Ermeni kaybına mukayeseli değerlendirme fırsatı veriyor (s. 41).

Kitap, bugüne kadar geniş siyasi çevrelerde Ermeni nüfusunun katliamlar sonucu azaldığına dair yanlış görüşe cevaben, nüfus değişiminde özellikle göç unsurunu değerlendirerek Anadolu’da varolmayan Ermenilerin katliam değil göç sonucu azaldıklarını belirliyor.(17) Sadece savaş şartlarından dolayı değil daha birçok sebepten dolayı Ermenilerin yurt dışına göçleri irdeleniyor (s. 42).(18) Kitap, Amerika(19), Yunanistan vs. ülkelere göçleri ilk el kaynakları ışığında sayısal tablolarla veriyor. Aynı zamanda Osmanlı ordusundan Rus tarafına geçen Ermenilerin Rus ordularının hareketine göre Rusya’ya göç ettikleri, vurgulanan noktalar arasında (s. 57).(20) Ayrıca tehcirden kurtulmak için Ermenilerin, en yoğun şekilde Rusya ve İran’a göç etmiş oldukları belgeleniyor (s. 89). Kitap, Ermenilerin Cumhuriyet döneminde nerelere göç ettiklerini ülkelerine göre tablolarla veriyor (s. 158-174): „Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere, Türkiye, ABD, Yunanistan ve Ermenistan'da yaşayanlar hariç olmak üzere 1.399.000 Osmanlı Ermenisinin çeşitli ülkelere göç ettiği belirlenmektedir.“ (s. 174).

Osmanlı Devleti, 31 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi ile savaşı kaybettiğini açıklamıştı. Ermenilerin özellikle diplomatik yoldan atağa geçtikleri bir sırada(21) Osmanlı Hükümeti, 31 Aralık 1918’de geri dönüş kararnamesini yayınlamıştır (s. 110). Kitap, işte bu Ermeni diplomatik girişimleri çerçevesinde çok mühim bir noktayı belirliyor: „Ancak konumuz açısından ilginç olan, gerek Paris’te lobi yapan Ermeni temsilciler Aharonian ve Boghos Nubar Paşa'nın, gerekse Diaspora Ermenileri'nin bu gelişmeler yaşanırken Anadolu’da bağımsız Ermenistan için yeterli nüfus olduğunu ispatlamaya çalışmalarıdır. Bu amaçla bir taraftan sürgün edilen Ermenileri Anadolu ve özellikle Kilikya bölgesinde toplamaya çalıştılar, diğer taraftan sürgün edilen ve bağımsız devlet ilân edildiğinde dönebilecek Ermeni nüfus konusunda araştırmalar ve sayımlar yaptırdılar. Bu sayım sonuçlarıyla Paris görüşmelerinde etkili olmaya ve İtilâf devletlerini bağımsız Ermenistan’ı ilân etme konusunda ikna gayreti içerisinde oldular. Osmanlı hükümetinin geri dönüş kararnamesi de Paris görüşmeleri arefesinde alınmış bir karar olması sebebiyle dikkat çekicidir.“ (s. 114).

Milli Mücadele yıllarında Ermeni Patrikhanesi, 1921’deki bir nüfus bildirisinde Anadolu ve Ortadoğu’daki Osmanlı topraklarında yaşayan veya eski yerlerine dönen Ermeni nüfusunu 624.900 olarak veriyor (s. 124-126, Belge no. 5). Diğer bir belge üzerinden ilişikteki sonuca varılıyor: „Bu belgeden, Ermenilerin büyük bir kısmının sürgün öncesi topraklarına geri döndükleri anlaşılmaktadır. Ayrıca tehcir edilenler dışında tehcire tabi tutulmayan küçümsenmeyecek sayıda bir Ermeni nüfusun da yerlerinde kaldığı anlaşılmaktadır. Nüfusun bu şekilde tamamen nakledilmemesi ve yerlerinde bırakılması, bir soykırım yapıldığı tezini de ortadan kaldırmaktadır.“ (s. 130).

Öldürüldüğü iddia edilen 1,5 milyon Ermeni sayısını çok aza indiren paragrafta ise şöyle yazıyor: „Kafkasya'da yaşadığı belirtilen bu 400-500 bin mülteci Ermeni’yi Anadolu'daki Ermenilere dahil edecek olursak, 1919 tarihi itibariyle halen yaşadığı belirtilen Osmanlı Ermenilerinin sayısı 1.144.900'e ulaşır. Bu sayıya göç ettirilmemiş Ermeniler ile diğer ülkelerdekiler dahil değildir. Bunların da eklenmesi halinde Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki Ermeni nüfusu, Osmanlı Ermenilerinin savaş öncesi rakamlarına yaklaşmaktadır.“ (s. 133).

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra geri dönen Ermenilerin sayısı çok yüksek. Sabırsız okuyucu, hemen, bu Ermenilerin bugün nerede olduklarını soruyor ki, bunun cevabı „Türk Milli Mücadelesini Takiben Dış Ülkelere Göç Eden Ermeniler“ bölümünde (s. 147-175) veriliyor: „1922 ve sonrasında Türkiye’den dışarıya göç eden Ermenileri kesin olarak tespit etmek mümkün olamamaktadır. Fakat daha sonraki tarihlerde bu konuyla ilgili hazırlanan bazı raporlar önemli ve tatmin edici ip uçları vermektedir. Meselâ 10 Ocak 1923 tarihli bir belgeye göre dünyadaki Ermenilerin yaklaşık 817.873'ünün Türkiye'den sürülen veya göç eden Ermeniler olduğu belirtilmektedir.“ (s. 155). Devam ediyor: „Yukarıda verilen rakamlara göre 1921 yılında, yani savaşın sona ermesinden birkaç yıl sonra, dünyada yaşayan Ermenilerin miktarı üç milyonun üzerindedir. Bunlardan Türkiye'den sürüldüğü veya göç ettiği belirtilen 817.873 Ermeniye ilâveten Türkiye'de yaşayan 281.000 ve müslüman olduğu öne sürülen 95.000 Ermeni toplandığında, 1.193.873'ünün Osmanlı Ermenisi olduğu sonucu çıkmaktadır.“ (s. 156).

Kitabın isminin, neden „Sürgün“ ve daha sonra „Göç“ olduğu, aslında kitabın sonuna doğru belli oluyor. Tehcir, sürgün çerçevesinde değerlendiriliyor. Tehcir sırasında tehcirle alakadar olmayan göç hareketinin olduğu da vurgulanıyor. Birinci Dünya Savaşı sonrası nüfus hareketi ise tamamiyle göç kapsamlı bir oluşum olarak değerlendiriliyor.

2005, Ermenistan ve Dünya Ermenileri için çok mühim bir yıldır. Harıl harıl büyük bir kampanya ile iddia edilen soykırımın 90. yıldönümü etkinliklerini hazırlamakla meşguller. Çok söylenecek, çok tartışılacak, karşılıklı suçlamalar olacak. Hissiyatın ön plana çıkması durumunda bu tartışmalar, iki tarafın bilimsel yaklaşımını menfi şekilde etkileyecek. Kaçınılması mümkün olmayan bu yoğun „kavgada“ bu kitap, bu yeni yaklaşımıyla katkıda bulunacak. Soykırımı savunan bazı çevrelerce ise eleştirilecek, şartlanmış Ermeni siyasi çevreleri tarafından saldırıya uğrayacak, fakat sağduyulu pekçok kişinin kafasında da bir soru işareti oluşturacaktır.

„Birinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden masum insanların anısına“ ithaf edilen kitabın bu tanıtım yazısını, kitaptan bir alıntıyla sonuçlandıralım isterseniz: „Nitekim bu araştırmada, 1914 öncesi var olanlar ile Birinci Dünya Savaşı sonrasında mevcut Ermenilerin sayılarının karşılaştırılması sonucunda, bir buçuk milyon Ermeni’nin öldürüldüğü iddialarının tutarsızlığı ortaya çıkmıştır. Tarih bilimi, kaynak telakki edilen belgeleri, çok yönlü tenkide tabi tutarak, hemen her belgeye şüpheci bir gözle bakan ve bu anlayışla yapılan değerlendirmeler ışığında sonuca ulaşan bir bilim dalıdır.“ (s. 176).

Dr. İnanç Atılgan(22)
Avusturya Türk Bilim Ofisi

Dipnotlar:

1 Diğer yazarlar: Çiçek, Kemal /Turan, Ömer / Çalık, Ramazan / Halaçoğlu, Yusuf.
2 Duda, Herbert W.: „Über die Methode der wissenschaftlichen Buchbesprechung“. Sonderdruck, II. Jahrgang, Heft 1, Wien s.d.
3 „Die durch die Fülle des geförderten wissenschaftlichen Materials unaufhaltsam zunehmende Spezialisierung der Gelehrten macht es ihnen immer schwieriger, sich in Rand- und Grenzgebieten ihrer Fächer zu orientieren. Damit fällt der literarischen Gattung der Buchbesprechung eine verantwortungsvolle Aufgabe zu; sie ist nicht mehr bloß Ausdruck fachlicher Stellungnahme zum Buch, sondern Unterrichtung und Empfehlung, ja für den Spezialisten wie für den gerade in Zeiten überfeinerten Spezialistentums immer wieder hervorwachsenden Synthetiker ein zeitraffendes, unentbehrliches Hilfsmittel. (...) Das aus diesen Erwägungen sich ergebende hohe Maß von Verantwortungsbewusstsein muß zweifellos das Grundelement jeder ernstzunehmenden Buchbesprechung sein.„
4 Asendorf – Flemming – Müller – Ullrich (eds.): „Parteilichkeit-Objektivität“ („Taraflılık-Tarafsızlık“). Geschichte. Lexikon der wissenschaftlichen Grundbegriffe (Tarih. Bilimsel Temel Kavramları Ansiklopedisi). Hamburg 1994, s. 483: „Die Frage der Parteilichkeit ist eine Kernfrage der Geschichtswissenschaft. Sie löst Unruhe aus, weil sie auf die Bedingungen zielt, unter denen gesichertes Wissen oder, wie wir zu sagen pflegen, „Objektivität“ möglich ist. Zu fragen ist: Unter welchen Bedingungen ist objektives historisches Wissen möglich? Auf welchem Wege teilt sich dies Wissen einer Interessierten „Öffentlichkeit“ mit? Und umgekehrt: Inwieweit und in welcher Weise ist historisches Wissen von öffentlich zur Sprache gebracht oder aber verdeckten, jedenfalls umkämpften Interessen beeinflußt? Wozu überhaupt dient historische Forschung und Lehre? Wo die Grundlagen von Wissenschaft selbst in Frage stehen, da treten sich besonders entschlossene Kontrahenten gegenüber. Den einen gilt Parteilichkeit als eine bestimmte Seite oder gar Bedingung von Objektivität, den anderen als ein zumindest weitgehend zu beseitigender Störfaktor.“
5 Bütün Osmanlı Ermenileri tehcire tabi tutulmamıştır (s. 94).
6 İlber Ortaylı, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin Birinci Dünya Savaşı’na katılma kararını „bütün Türk tarihinde, böylesine çocukça ve hayalperest bir fiil görülmez“ olarak ifade eder. Ortaylı, İlber: „Soyırım İddialarının Arkasındaki Gerçekler“. Popüler Tarih Dergisi. Ocak 2002.
7 Buna paralel olan ve sayılardan da önemli unsur ise Osmanlı Hükümeti’nin verdiği kararı uygulamasında „planlı bir organizasyonla“ bir halkı yok etmek isteyip istememesidir. Tahlili yapan tarih bilimcisi olarak, Ermeni meselesi ile ilgili doktora tezimin ışığında böyle bir durumu kabul etmediğimi, özellikle bu noktanın yorum ve şahsi görüşün ilerisine gidemeyeceğini vurgularım.
8 Kitabın her yerinde ilk el kaynaklar ya da standardlaşmış ikinci el kaynaklara gönderme ya da bunlara cevaben kıyaslama yapılırken kitabın 4 sayfası (s. 78-82) Anette Höss’ün Viyana Üniversitesi’ndeki yayınlanma gereksinimi duyulmamış yüksek lisans tezine ayrılmıştır (Höss, Annette: Die Entwicklung der armenischen Frage im 19. und 20. Jahrhundert in der Türkei. Unter Berücksichtigung der Donaumonarchie (Tuna Monarşisi Açısından Ermeni Meselesi’nin 19. ve 20. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti’ndeki Gelişimi). Yüksek Lisans, Viyana 1986). Ayrıca özellikle Osmanlı nüfus bilgilerinin en güvenilir olduğuna dair tekrarlar (s. 10, 46, 49), bu durumlara örnek teşkil edebilir.
9 Tifo, İspanyol gribi vs. gibi salgın hastalıklar da bütün nüfus için olduğu gibi Ermeni nüfusun azalmasında bir etken olarak çok önemliydi (s. 97). Ayrıca dokuz Osmanlı ordusunda hastalık ve yaralanma üzerine hazırlanan cetvelde göze çarpan bir durum, hastalıktan ölenlerin sayısının yaralanma nedeniyle ölenlerinkinin hemen hemen 7 katı olması! (s. 99-100)
10 Magie, David: “The Population of Asiatic Turkey at the Outbreak of the War”, 15.11.1918, US NARA, Document 1005, Microfilm M 1107, R. 46. Kitabın önemini özellikle vurguladığı bu Amerikan gözlemi, güvenilir nüfus bilgilerini içermektedir.
11 Bu tür tutarsızlıklar için ayrıca ABD Halep konsolosu Jackson’un raporları gösterilebilir (s. 71-72).
12 Kitap, Osmanlı arşivleri dışında, tehcir edilen Ermenilerin sayısına dair sağlam kaynaklara henüz rastlanmadığını bildiriyor (s. 69).
13 Nüfusun etnik yapısına dair bilgileri de içeren salnamelerin nüfus araştırmalarında özel bir konumu vardır (s. 12).
14 Avusturya-Macaristan diplomatik değerlendirmesine göre Çanakkale savaşlarında özellikle 18 Mart 1915’deki Osmanlı başarısı, 1911’den bu yana durmadan savaş durumunda olan ve bu savaşların büyük bir kısmından yenik çıkan Türklere özgüvenlerini getirmiş, böylece Ermeni meselesinin çözümüne ilişkin katı tehcir kararı verilmişti, b. Atılgan, doktora s. 119.
15 İtilaf devletleri, Amerika’yı kendi saflarında savaşa sokabilmek için Osmanlı devleti, Avusturya-Macaristan ve Almanya aleyhinde propaganda yapmış, bu propagandalarına Ermeni meselesini alet etmişlerdir (s. 68). Avusturya-Macaristan ile Ermeni tehciri konusunda ilk irtibat kuran ve Bab-ı Ali nezdinde girişimde bulunmasını talep eden Amarika Büyükelçisi Morgenthau olmuştur, b. Atılgan, doktora s. 112.
16 Bu duruma Avusturya-Macaristan Trabzon ve Halep konsolosları raporlarında da şahit olunuyor, b. Atılgan, doktora s. 189.
17 Bu husus, çok büyük bir titizlikle ele alınmış, ABD’ye 1915-1918 yılları arasında göç eden Ermeni erkeklerin yaş ortalamaları dahi değerlendirmeye tabi tutulmuştur (s. 85).
18 Yurtdışına birçok sebep gösterilmesine rağmen ekonomik unsura değinilmemekte. Bu husus için b. Atılgan, doktora s. 150.
19 Amerika’ya göçe ilişkin olarak ayrıca b. Atılgan, doktora s. 135.
20 Daha 1914’de cephedeki Ermeni asıllı askerler Enver Paşa’nın emri üzerine geriye çekilmişlerdi. Çünkü savaş başlar başlamaz 75.000 Ermeni askeri Rus tarafına geçmişti: „Jusqu’ici 75.000 Arméniens d’Asie ont passé en Russie et combattent contre les Turcs avec l’armée russe.“ Haus-, Hof- und Staatsarchiv (Avusturya Devlet Arşivi) PA XL 272 (23 Şubat 1915). Ermeni „hayallerinin sonu“ (s. 110) olan 1917 devrimi ile savaştan çekilen Rus orduları ile işbirliği yapan birçok Ermeni göç etti (s. 67, 90).
21 Bu diplomatik görüşmelerde Osmanlı Ermenilerine verilen söz tutulmamıştı. Paris görüşmelerinde bağımsızlık sadece Rusya Ermenileri için somut bir şekilde değerlendirilmişti (s. 113).
22 Atılgan’ın Ermeni meselesine ilişkin çalışmalarına örnekler: 1. Viyana Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Prof. Dr. Wolfdieter Bihl refakatindeki doktora tezi „Das Kriegsjahr 1915: Reaktion Österreich-Ungarns auf die Umsiedlung der Armenier innerhalb des Osmanischen Reiches anhand von Primärquellen“ (I. Dünya Savaşı’nda 1915 Yılı: Avusturya-Macaristan’ın İlk El Kaynaklarına göre Osmanlı Devleti içerisinde Ermenilerin Tehcirine Yaklaşımı) 2003. 2. 16–17 Kasım 2000’de Türk Tarih Kurumu’nca düzenlenen “Balkanlar ve İtalya’da Şehir ve Manastır Arşivlerindeki Türkçe Belgeler Semineri”ne katılmış, Ermeni Katolik Kongregasyonu Mehiteryanlar’ın Viyana Kolu arşivi üzerine tebliğ sunmuştur b. "Şarklı Benediktenler. Katolik Ermeni Mehiteryan Örgütünün Viyana Kolu ve Arşivi“, s. 53-78. 3. „Ohandjanian, Artem: Armenien. Der verschwiegene Völkermord (Ermenistan. Unutulmuş Soykırım). Wien 1989” kitabı tahili: “Ohanjanian ve Eseri”. Ermeni Araştırmaları, no. 6, cilt. II, Yaz 2002, s. 197–202 ve Belleten, cilt. LXVI, no. 246, Ağustos 2002, s. 595–600. 4. Ayrıca Atılgan, Çağdaş Avusturya-Macaristan Belgelerine göre 1915 Senesi“ başlıklı tebliği ile „Uluslararası Türkiye’nin Ermeni Meselesi Sempozyumu” (23–25 Mayıs 2002, Manisa Valiliği und Celal Bayar Üniversitesi organizasyonunda).

 
Avusturya ile Türkiye arasındaki bilimsel, kültürel ve eğitimdeki işbirliğini, sadece ikili ilişkilerde değil, aynı zamanda Avrupa Birliği kapsamında da geliştirmek, OTW'nin öncelikli hedeflerinden biridir. Bilgi paylaşıldıkça büyür.